2014/12/05

Amerika'dan Efsaneler ve Hayalet Hikayeleri

İyi geceler! Uzun süredir bunu yapmayı planlıyordum kısmet bu akşamaymış. Amerika'nın hikayeleri sandığımdan daha gülünçtü (ya da saçma mı demeliyim...). İlk iki hikayeyi ayrı tutuyorum tabii. Özellikle şu kedili olan... Tanrı seni duymuyor dostum!

Bundan önce Kanada'dan Efsaneler ve Hayalet Hikayeleri adlı gönderimi paylaşmıştım. Bu gönderimi beğenirseniz onu da beğenirsiniz :3 Ve Japonya'nın Korkunç Şehir Efsaneleri var bir de. Hikayeler bölgeden bölgeye orada yaşayan insanların yaşantılarını ve alışkanlıklarını yansıtıyor. Bu yüzden bayılıyorum. Sanırım bu gönderilerden birkaç tane daha yapacağım.

Son olarak hikayelerin orijinallerinin bulunduğu American Folklore adlı siteye teşekkürler.


01. "Kulak Misafiri" Maryland'den Bir Uzun Hikaye - Orijinal İsim: Eavesdropper

Noel arifesi gecesi ahırdaki ineklerin diz çöküp birbirleriyle konuştuklarına dair eski bir hikaye vardır. Zamanında Maryland'li yaşlı bir adam hikayenin doğru olup olmadığını test etmeye karar verdi gece onları dinlemek için ahıra saklanarak. Samanlığın penceresine bir halat atıp tırmandı. Sert gri tahtaların üzerine uzandı, kendini samanla sakladı ve bekledi.

Gece yarısı suları, ahırdaki bütün ineklerin yere çöktüğünü gördü. İlk başlarda bir şey söylediklerini duymadı fakat sonra saklandığı yerin tam altında duran ineğin, komşusuna "Korkarım yaşlı sahibimiz senenin sonuna kadar yaşayamayacak." dediğini duydu.

"Oh tanrım," diye bağırdı komşusu. "Ne yazık."

Yaşlı adam ineğin sözlerinden o kadar korkmuştu ki olabildiğince çabuk ahırdan kurtulabilmek için pencereye doğru hızla atıldı. Fakat terleyen parmakları ipin üzerinde kaymış ve yaşlı adam yere düşüp, boynunu kırıp ölmüştü.


O zamandan beri Maryland'deki insanlar asla Noel arifesinde ahıra kulak misafirliği yapmaz.



02. "Gelecek" Batı Virginia'dan Korkunç Bir Efsane - Orijinal İsim: The Future

Medyum'un dükkanına yaklaşırken hem heyecanlı hem de gergindi. Aslında falcılığa çok meraklı biri değildi. Fakat en iyi arkadaşı bu medyumu birkaç ay önce ziyaret etmiş ve kadının söylediği her şey doğru çıkmıştı. Her şey! Yeni bir erkek arkadaş, yeni bir iş, bir evlilik teklifi, yerel piyangoda küçük bir ödül. Medyum kesinlikle bir dahiydi!

Girdiği oda garip bir şekilde ferah ve huzur vericiydi. Pencerenin kenarında duran standın üzerindeki taze çiçeklerin ve kahvenin kokusunu havada sezebiliyordu. Kendi kendine gülümsedi. Nedense buraya gelirken bir çingene karavanı ve kat kat çarşaflar içinde siyah saçlı bir kadın hayal etmişti. Ama ona yaklaşan genç ve güzel kadın hiç de bir medyummuş gibi görünmüyordu.

Bir masaya oturdular ve kadın el falına baktı. Medyum biraz daha odaklanıp kaşlarını çattı. Sonra kadına Tarot falı isteyip istemediğini sordu -- elbette bedavaydı. Bu en iyi arkadaşının başına gelenden farklıydı. Bir anlığına içinde bir huzursuzluk hissetti. Sonra omuzlarını düşürüp olur dedi.

Medyum kartları dikkatlice inceledi. Sonra kadının avucuna bir kez daha baktı. Sonunda medyum kafasını kaldırıp onunla göz göze geldi, gerildiğini hissedebiliyordu. Ve yatıştırmak istercesine: "Geleceğin çok parlak, tatlım. Geçenlerde kurallarımı değiştirdim, artık müşterilerimin evlerine gidip gizlice okuyabilmeleri için yaptığım tahminleri yazıp bir zarfa koyuyorum. Bu müşterilerimin yüzlerindeki ifadeleri değil avuçlarında ve kartlarda gerçekten gördüğüm şeyleri yazdığımı göstermek ve güvenlerini kazanmak için."

Kadın gözlerini kırpıştırdı, etkilenmiş gibiydi. Falcılık modasından dolayı bunu yapmak gerçekten mantıklıydı. Medyum ona neredeyse hiç soru sormamış sadece avucunu ve kartları okumuştu. Yani zarfın içine koyduğu en ufak bir tahmin güçlerini kanıtlayabilir nitelikteydi. Medyum odasına aceleyle geri döndü, kadın kağıt ve kalemin hafif sesini duyabiliyordu. Sonra kadın elinde bir zarfla geri döndü.

"Teşekkürler." dedi medyuma ve elini sıktı. Sonra bir an önce eve gidip zarfın içinde yazan tahminleri okumak için arabasına koştu. Ne yazmıştı acaba? Zengin bir koca? Kariyer değişikliği? Egzotik yerlere seyahat?

Otoyolda hızlı akan bir şeritte duraksamıştı bir kamyon tam önündeki dikkatsiz sedana çarpmamaya çalışıp yoldan saparken. Ona yaklaşan devasa araca bakamadan kamyon arabasına çarpmış ve yol kenarındaki çimento bölücülere kadar sıkıştırıp ezmişti. 

Kızın bedeni enkazdan çıkarılırken zarf da onunla birlikte bulunmuştu. Zarf  açmaları için yas tutan ebeveynlerine teslim edilmişti. Zarfın içindeki notta üç kelime yazılıydı: "Bir geleceğin yok." 



03. "Bükük Ağızlı Aile" Massachusetts'den Bir Uzun Hilaye - Orijinal İsim: The Twist-Mouth Family

Bir süre önce bir anne, bir baba ve birkaç çocuktan oluşan bir aile tanıyordum. Dördünün ağızları  garip bir şekilde bükülmüştü. Annenin ağzı yukarı bükükken babanınki aşağıya doğru bükülmüştü. Küçük erkek kardeşin ağzı sağa bükükken, kız kardeşin ağzı sola doğru bükülmüştü. En büyük oğulları John'un ağzı ise son derece normaldi. 

John büyüdüğünde ailesi onu koleje gönderdi. Ailede kolej eğitimi alan ilk kişi olduğu için herkes tatil için eve döndüğünde neler söyleyeceğini merakla bekliyordu. Herkes geç saatlere kadar oturup konuştu. Yatma zamanı geldiğinde anne dedi ki: "Babacık, mum söndürücüyü bulamadım. Oturma odasındaki mumu söndürür müsün?"

"Tamam olur." dedi baba. Olabildiğince sert bir şekilde üfledi. Ama ağzı aşağıya doğru bükük olduğu için ne kadar üflerse üflesin nefesi çenesini gıdıkladı durdu.

"Pekala annecik, sanırım mumu sen söndürmelisin." dedi.

"Tamam olur." dedi anne. Olabildiğince sert bir şekilde üfledi. Ama ağzı yukarıya doğru bükük olduğu için ne kadar üflerse üflesin nefesi perçemlerini havalandırdı durdu.

"Şey, Mary," diye döndü kızına "Belki de mumu sen söndürmelisin."

"Tamam olur." dedi Mary. Olabildiğince sert bir şekilde üfledi. Ama ağzı sola doğru bükük olduğu için ne kadar üflerse üflesin nefesi yanağına çarptı durdu.

"Dick, sanırım bu gece mumu sen söndürmelisin." dedi Mary küçük kardeşine.

"Tamam olur." dedi Dick. Derin bir nefes aldı ve olabildiğince sert bir şekilde üfledi. Ama ağzı sağa doğru bükük olduğu için ne kadar üflerse üflesin nefesi sağ kulağına çarptı durdu.

Sonra Dick dedi ki, "John, belki de mumu sen söndürmelisin."

"Tamam olur." dedi John. Olabildiğince sert bir şekilde üfledi. Ve ağzı düzgün olduğu için mum anında sönmüştü.

Hepsi bir anda sevindiler. John'un omzuna vurup baba, iki küçük çocuğuna şunları dedi: "Pekala, umarım ikiniz de kolej eğitimi almanın ne kadar önemli olduğunu öğrenmişsinizdir."



04. "Emmet Gelene Kadar Bekle" Batı Virginia'dan Bir Hayalet Hikayesi - Orijinal İsim: Wait Until Emmet Comes

Bir vaiz yakınlarda bulunan kiliselerden birine atını sürmekteyken karanlık çoktan çökmüştü. Fırtına çıkmak üzereydi ve en yakın ev hayaletli olduğu sanılan eski bir malikaneydi. Vaiz İncil'ine sarıldı ve "Tanrı beni korur." dedi.

Fırtınanın başlamasıyla vaiz malikaneden içeri girmişti. Atını ahıra bağladı ve eve doğru ilerledi. Kapı kilitli değildi. Duvarı boydan boya kaplayan büyük bir şöminenin olduğu geniş bir odaya çıktı. Ateş yakmak için odunlar bırakılmıştı. Bir kibrit çakıp onları yaktı. Sonra oturup kitabını okumaya döndü.

Fırtına malikanenin etrafında kükrerken yavaş yavaş odunların bir kısmı da yanmıştı. Vaizin okuması bir sesle bölündü. Kitaptan kafasını kaldırıp baktı. Kocaman siyah bir kedi geriniyordu. Ateşe doğru yürüdü ve tam karşısına oturdu. Yanan kömürlerden birini patisiyle yakaladı ve yavaşça yaladı. Sonra kedi kalktı, silkelendi ve vaizin sandalyesinin yanına yürüdü. Yanan sarı gözlerini adama dikip siyah kuyruğunu kıvırdı ve sessizce "Emmet gelene kadar bekle." dedi.

Vaiz şaşkınlıkla yerinde zıpladı. Daha önce hiç konuşan bir kedi görmemişti. Gerginlikle kitabını okuyup mırıldanmaya devam etti: "Tanrı beni korur."

İki dakika sonra odaya başka bir kedi girdi. Geceyarısı kadar siyah ve en büyük köpek kadar iriydi. Kırmızı sıcak korların karşısına yatıp tembel tembel birkaçını patiledi. Sonra diğer kedinin yanına gidip "Onu ne yapmalıyız?" dedi.

İlk kedi cevap verdi: "Emmet gelene kadar ona hiçbir şey yapmamalıyız."

Geceyarısı kadar siyah iki kedi oturmuş, parlayan sarı gözler tarafından izlendiğinin farkında, son hızla İncilini okuyan vaizi izliyorlardı.

Kaplan kadar büyük üçüncü bir kedi daha odadan içeri girdi. Kırmızı sıcak korlarla dolu ateşin yanına gitti ve içinde debelendi, onları çiğnedi ve tükürdü. Sonra vaizi izleyen iki kedinin yanına geldi.

"Onunla ne yapalım?" diye kükredi diğerlerine.

"Emmet gelene kadar ona hiçbir şey yapmamalıyız." dedi diğer kediler hep birlikte.

Sonra vaiz sanki vahiy almış gibi irkildi ve sinsice etrafına baktı. Kitabını kapatıp ayağa kalktı.

"Eyi geceleğ kedileğ. Ağkadaşlığınıza çok memnun olmak ben ama Emmet geliğse bi uğrayıp gitti değsiniz..."



05. "Dışarı Çıkamazsın" Oklahoma'dan Bir Hayalet Hikayesi - Orijinal İsim: You Can't Get Out

Karanlık rüzgarlı bir gecede, sarhoşun teki bar kapandıktan sonra evine gitmeye çalışıyordu. Nasıl olduysa yolunu çevirdi ve evine gitmek yerine kilise mezarlığına giden yolda ilerlemeye başladı. 

Bir rüzgar esti ve adam bir sesin kendisini çağırdığını zannetti. Aniden önündeki toprak yarıldı ve derine, iyice derine, açık bir mezarın içine düştü! Ona seslenen sesi şimdi daha net duyabiliyordu. Tıpkı vaizin ona dediği gibi şehirde sarhoş gezinmeye devam ederse onu almaya gelecek olan şeytandı bu.

Çukur çok derin ve zifiri karanlıktı. Bir süre sonra gözleri karanlığa alıştı ve onunla birlikte karanlığın içinde oturmaya başladı. Şeytan ismini söyledi, adam korkuyla çırpındı ve bu berbat mezardan tırmanarak çıkmaya çalıştı. Sonra diğeri konuştu. "Dışarı çıkamazsın." dedi ona.

Sarhoş adam korkuyla çığlık attı ve neredeyse altı adım yukarıya zıpladı. Elleriyle çukurun kenarına tutundu, tırmandı ve olabildiğince hızlı kaçıp gitti evine.

Açık mezarın içinde komşusu Charlie pes edercesine iç geçirdi. Arkadaşından birkaç dakika önce çukura düşmüştü ve birlikte yardımlaşarak dışarı çıkabilecekerini düşünmüştü. Şimdi cenaze görevlisinin ona bir merdiven getirmesi için sabaha kadar beklemek zorundaydı.

2 yorum:

  1. Wow... Bu gerçekten çok saçmaydı. Sanırım Amerikalılar biraz t****k geçmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bunların altına "Aman tanrım şimdi bütün gece uyuyamayacağım. Ben bu civarda yaşıyorum!!", "Gerçekten korkunçtu..." diye yorum yazan Amerikanlar gördüm... Onlar da mı alay ediyorlar... Hiç sanmıyorum u_u

      Sil

Tasarım: Zuri