2015/12/06

Dans! Renk!

Merhaba millet!

Yılın sonuna basamak basamak tırmanırken buralara bir yerlere küçük bir anı kırıntısı bırakmak istedim. Bilirsiniz, ileride dönüp baktığımızda "Haa sahi şu olmuştu. Ne salakça." demek istersiniz. En azından ben demek isterim. Çünkü hayatımın bir çizelgesini oluşturduğumda bu yazılara bakarak çizginin aşağı yukarı zikzaklar çizdiğini görüyorum fakat o çizgi hiçbir zaman "yaşamaya değer hayat" çizgisine ulaşamıyor. Aşağılarda zikzaklar çizip sürünmeye devam ediyor. Ama olur da bir gün o çizgiyi geçerse...eh.

Son zamanlarda yaşama amacımı yitirmiş gibiyim. "Bir hayalin var mı?" sorusuna "Eve gidip yatağıma uzanmak ve oyun oynamak." şeklinde cevap verecek kadar amaçsızlaşmışım. Çünkü gerçekten son zamanlarda kurduğum tüm o hayallerin asla gerçekleşmeyeceği hissine kapıldım ve bu his şu sıralar o kadar güçlü ki bu ihtimalin bir diğeri kadar belirsiz olduğunu anlayamıyorum. Nedense olmayacağı ihtimali terazide daha ağır geliyor. Yine de beni hayata bağlayan şeffaf hayallerim bir taraftan beni dürtmeye devam ediyor. "Ya tutarsa?" falanfgds

Neyse yazının okunmaya değer kısmı buraya kadardı. Yazının devamında yazarın saçma yaşamına dair kesitler okuyacaksınız bu yüzden okumayacağınız ihtimalini göz önünde bulundurarak elinize bir tabak kurabiye tutuşturup (hani şu içi akışkan çikolatalı olanlardan) size veda ediyorum.


Amaçsızlığımı taçlandırmak adına gün içinde bir sürü saçma sapan işle uğraşıyorum. Geçenlerde Japonca kursuna başladım mesela. Hani şu üniversite öğrencisi olmayanların katılabilmek için iki yüz lira bayıldığı Japonca kursu. Daha ilk dersten bunun oldukça gereksiz olduğunun ve zamanımı boşa harcadığımın farkına vardım. Bunun çeşitli nedenleri var ve şimdi bunlardan bahsedip daha fazla gevezelik yapmak istemiyorum. Eminim başka bir boyutta hala geçmişteki ben o kursa katılabilmek uğruna (çünkü mükemmel üniversite kursu o) lise harçlıklarını biriktirip iki yüz lirayı vermeye hazırlanıyordur. Ona harçlıklarını gönül rahatlığıyla harcamasını, zaten üniversiteye başlayana kadar oraya ulaşamayacağını ve ulaştığında da hayal kırıklığına uğrayacağını söylemeliyim. Böylece boşuna dertlenmemiş olur.

Diğer bir başka amaçsız işim de otome oyunları oynamak. Birkaç sene önceki halime dönmüşüm gibi hissediyorum. O zamanlar da hayattan hiçbir beklentim olmadığı için kendimi oyunlardaki hayali dünyalara hapseder ve gerçeklikten olabildiğince uzak dururdum. Merhaba geçmiş ben. Seni yeniden görmek harika.


Mesela Google store'dan kazıklanarak aldığım Amnesia'yı hala bitirebilmiş değilim. Çünkü en çok merak ettiğim karakteri bitirdim ve şimdi hiçbir şekilde oynayasım gelmiyor. Yakın zamanda İngilizce oyun yayınlanınca sevinçten delirdim çünkü oynamayı istediğim tek bir karakter vardı ve genel olarak anime çok belirsiz bittiği için (Fakat ona rağmen rotaları birbirine harika şekilde bağlanıp aktarılmış bir anime olduğunu düşünüyorum. Brothers Conflict'i düşününce...) rotaların nasıl mutlu sona bağlandığını merak ediyordum.

Şunun güzelliğine bakar mısınız...
Her neyse oynamayı en çok istediğim karakter Ukyo idi. Çünkü animede beni salya sümük ağlatıp kaybolmayı başarmış bir karakterdi. Ama oyunda ancak tüm karakterleri oynadıktan sonra hikayesinin açılabildiğini öğrendiğimde isyan ettim. Sonra diğer karakterlerden birini seçebilmek için neredeyse 4 günümü harcadım. Ve en sonunda da animede en sevimsiz bulduğum karakteri seçtim. Yani Kent'i. Neden seçtiğimi birazdan anlatacağım.


Biraz düşününce en mantıklı rotanın Kent'in olabileceği kararına vardım. Zeki bir çocuk, mantıklı düşünüp doğru sonuçlara varabiliyor ve kesinlikle garip takıntıları yok. Ayrıca Orion gibi inanması güç bir yaratığın varlığına inanıp onunla iletişime geçen tek kişi. Ancak filtreleri biraz dar, fazla düşünmekten ana hatları kaybediyor. Ugh. 

Tamam tamam nedeni bu değildi, nedeni Ishida Akira'nın seslendiriyor oluşundandı. fdgsf
Bana sevmediğim karakteri sevdirdi böylece. Öyle. Şey. Teşekkürler...mi desem ne desem. Neyse~
Bu oyun üzerine daha fazla saçmalayabilirim ama bunu oyun hakkında yazacağım gönderiye saklıyorum. Ayrıca Danganronpa'dan da bahsedecektim fakat onu da bir sonraki yılbaşı saçmalığıma bırakmak istiyorum. 


Son olarak dün akşam Tokimeki Memorial Girl's Side'ın ilk oyununa başladım. Eski tarzda çizimler~ mmh <3 Ouran'da parodisi yapıldığından beri merak ediyordum (ki bu neredeyse 8 sene falan oluyor). Nasıl olduysa bir yerlerden buldum ve hayatımda oynadığım en ömür törpüsü oyun olduğu sonucuna vardım.
Oyunun konusundan falan bahsetmeden (bunu da daha sonra yapacağım) bana sadık olabilecek onca yakışıklı varken seçtiğim yeşil saçlı megane velede buradan sesleniyorum. Morimura Sakuya-kun, BENİ NASIL EN İYİ ARKADAŞIMLA ALDATIRSIN-- *ilk oynamada kötü sona çıkan zavallı*


En başında onu seçme niyetim yoktu ama neden onu seçtiğimi öğrenmek için biraz yukarıya çıkıp Kent için saydığım nedenlerin sonuncusuna bakabilirsiniz. 

i see what you did there
Konu yine dönüp dolaşıp Ishida Akira'ya geldiği için kusura bakmayın ama elimde değil bütün kapılar bir şekilde ona çıkıyor. Stalkladığımdan falan değil yani. Hı hım. Evet.

İyi ki Japonya'da falan değilim.

İyi ki.

Ah, daha yarısını bile anlatamadan bana ayrılan sürenin sonuna geldik. Eğer elinizde kurabiyelerle hala bu dizeleri okuyorsanız size bir de içecek ikram edelim. Okuduğunuz için teşekkürler. Yakın bir vakitte (umarım ki) yeniden görüşmek üzere.

9 yorum:

  1. Oyunların grafikleri çok güzel duruyor *-* Yaa Shuu-san Japonca kursu niye boş geldi o.O

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öğretmenler henüz eğitimlerini tamamlamamış öğretmen adayları oldukları için biraz acemiler ve anlatırlarken hep birbirlerinin kafalarını hem de bizim kafamızı karıştırıyorlar. Bunun yanında anket yapıp katılımcıların seviyelerini öğrendikleri halde herkesi rastgele gruplamışlar sınıfta birikimi olanla sıfırdan başlayan aynı yerde. Haliyle bebek adımlarıyla anlatıyorlar ve bu da bilenlerin canını sıkıyor. Bunca senedir iki yüz lira verilip gidildiğine göre daha profesyonel olur diye düşünmüştüm ama yanılmışım.

      Sil
  2. Ah Shuu, amaçsızlık ve saçmalık denizine bakan evden ne zaman taşınacağız? Amaç ve mantık okyanusun kumsalında ne zaman aylak aylak dolaşacağız? (Gece gece yapılan amaçsız benzetmeler)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kumsalın sıcaklığını hissetmeyeli epey oluyor eh... Bıktım bu saçma sapan evde pineklemekten. Dışarı çıkmak istiyorum ama bu lanet ev kapılarını yüzüme kapatıp beni buraya hapsediyor. Ebediyen burada kalmamamız dileğiyle Suki-chan

      Sil
  3. Kurabiyelerimi istiyorum. Daha önce hiç bu oyunlardan oynamadım bir tane telefondan oynan, ilk defa oynayan biri için uygun bir ingilizce oyun önerir misin Shuu. O kadar yazılarını okudum artık merak ediyorum oynaması nasıl bir his diye. Ve bence artık hazırım. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok yakında otome oyunlarını anlatan kılavuz tarzı bir yazı yazacağım oradaki önerilerimden istediğini seçip oynarsın :D

      Sil
  4. iki ay evvel mi ne yalan olmasın şimdi, belki de bir buçuk ay olmuştur, şu aralar zamanla aram hiç değil, alice'deki beyaz tavşan gibi bir elimde saat eksik geç kaldım demem için. hımm humm... alice diyordum, aslında konudan da kısmen sapmış değilim, nedense öyle geldi bir an neyse. bir aralar shall we date oyunlarında wonderland çıkarttığını görünce mad hatterı listede gördüğüm gibi, aklıma break karakteri gelip direk oyunu aldığımı anımsarım. tabii bana dayanadı mı yoo? üstüne elemanın hayalimde ki mad hatter olmadığını gördüm. biraz yıkıldım. son zamanlarda can sıkıntısından müthiş işlerle uğraşır oldum, bunlardan biri hem moba oyunları, hem de youtubedan bakarak öğrenmeye çalıştığım origami. -tamam, elbette müthiş değil, ben de biliyorum. zaten bu nedenle biraz kendime sitem eder oldum- tabii o sonuncusu bir anlık hevesti. hatta öyleki, gece saat dokuzda aklıma dank edip el işi kağıdı filan almıştım bir ara. yine de keyifli, olsa da çabuk sıkılmasam iyiydi. bir de yapacak bir yığın işi olan insanım. ne hikmetse boş işler daha cazip gelip, ardından beyaz tavşan kesiliyorum. veeee ukyo! bu karaktere bayılmıştım. şimdi de resmini görünce oldukça nostaljik ruh haline büründüm. hani, seriyi tereddütle başlamıştım bir de, harem tarzı animeleri pek sevmem zira. mutlaka beni gıcık edip "ekranı kırmak istiyorum, ama bu karakter için ekranımdan olmakta istemiyorum" tiplesine iten birileri çıkıyor.

    kurs hakkında atlantisliye yazdıklarını okudum da, yunanca öğreniyordum. aynı hadise başıma geldi. başta mülakatta bir sınav kağıdı dağıtmışlardı herkesin durumunu ölçmek için velakin kurs başladığı an sınıfa giren hocanın "burada en baştan başlayacağız, size akıcı konuşmayı öğreteceğim, tüm bildiklerinizi unutum" deyip gerçekten en baştan başlaması (nitekim, bizim taraf yunanistan -batı trakya olarak geçse de iskeçe- göçmeni olduğundan ailemizde ve çevremizde konuşanlar vardır. bir açıdan kursa gitme nedenim de oydu.) beni hayli bir şaşırtmıştı. öte yandan seni buralar da görmek çok güzel Shuu-san! yazılarını okuyunca mutlu oluyorum, kurabiye tadında hoş ve tatlı. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa o oyunu ben de indirdim hatta prologu okuduktan sonra bunu Amnesia'dan sonra oynarım diye düşündüm. Güzel bir oyuna benziyor çünkü oyun rüyalarda yaşamayı vaad ediyor. Aah ah...

      Artı, dediğin gibi Mad Hatter'ın Break'le uzaktan yakından ilgisi yok. Sanırım Break'in yerini hiçbir karakter tutamaz ;v; ...Bu arada Break'i de Ishida-sama'nın seslendirdiğini biliyor muydun? Ehe ehe *kendini tokatlar*

      Şey peki sen ne yaptın? Böyle olduğunu bildiğin halde kursa gitmeyi sürdürdün mü? Çünkü ben devam etmek konusunda çok kararsızım...

      Sil
    2. yaa, sesine hasta olduğum Ishida... bilinmez mi? ve, evet oyun benim de çok hoşuma gitmiş gel gelelim karaktere break'in sempatik ve hafif çatlak tavırlarını yükleyince (hayalimde) oyundaki hatter'ın daha farklı olduğunu gördüm. yine de sevmedim değil hani. kursa gelince; doğrusu iki buçuk ayı gittim, gitmedim -son haftalar komple ara verdiğimden- bıraktım. bir süre hadi belki değişir dedim, biraz da ortamın etkisi oldu, aynı dile gönül vermiş kişileri bir ara görmek filan. biraz da çabuk etkilenen bir yapım vardır, onun da etkisi ile derslere devam etmiştim bir süre lâkin dersin ne işlenişinde bir değişim, nede ilerleyen zamanlarda bir üst sınıf açma gibi bir girişim olunca ben de bırakmıştım, hem bildiğim konular olduğundan, hem de derslerimin yoğunluğundan vaktim olmadığı gerekçesiyle.

      ama şayet sana bir şeyler katacağı fikrindeysen, devam et derim, hem pekiştirmiş olursun zaten gönül verdiğin bir alan japonca. yok, zaten hocaların hepsi birbiriyle çelişiyor, bir düzene girecek gibi değil, vaktimi de alıyor dersen de diyecek fazla bir sözüm yok. bırakıp bırakmamak senin tercihin. ben biraz o nedenle bırakmıştım doğrusu.

      Sil

Tasarım: Zuri