2016/02/25

Bazen her şeyden öyle tiksiniyorum ki.

Buraya gelme amacım hiçbir zaman içimdeki saçma sapan ve utanç verici düşünceleri buraya dökmek olsun istemedim. Ancak son içimi döküşümde yorum kutumun altında biriken "Aptal mısın yahu? Tabi ki de buraya dökeceksin! Başka nereye dökeceksin? Hem bak biz de buradayız!" tarzı sevimli arkadaş tavsiyeleriyle buraya bir kez daha gelmeye karar verdim. Nedense buraya içimi dökerken bir arkadaşa içini döken üzgün bir arkadaştan ziyade ortalığı kırıp dökmeye, birilerini döverek öldürmeye gelmiş bir canavar gibi hissediyorum kendimi.

İşin özüne gelecek olursak, ne kadar hayatımda olumlu gelişmeler olursa olsun kendimi iyi hissedemiyorum. Bu gelişmeler benim hayatımda istemediğim gelişmeler mi yoksa başka gelişmeler mi bekliyorum bilemiyorum. İçinde bulunduğum yaşantı o kadar buğulu ve belirsiz ki yaşıyor muyum yoksa sadece sürünüyor muyum anlayamıyorum. Ve insanlara güler yüzlü biri olarak görünmek o kadar kolay ki! Beni çok iyi tanıyan biri bile buna aldanabiliyor. Siz de yapabiliyor musunuz yoksa bu bazı insanların edinebileceği bir yetenek mi?

Yüzüme gülümseyen bir maske takıp etrafta dolaşmayalı uzun zaman olmuştu. Bakayım? Hiç özlememişim.

Kimi zaman doğru yolda olduğumu ve bu yolda tereddüt etmeden son hızda ilerlemem gerektiğini düşünüyorum. Ama kimi zamansa (ya da çoğu zamansa) içimde barınan sinsi bir sesin kulağıma tamamen yanlış yolda olduğumu, yaşadıklarımın bir yanılsamadan ibaret olduğunu, kendi hayatımı değil ailemin istediği hayatı yaşadığımı ve yaşamak istediğim hayata vitrinin penceresinden bakar gibi bakacağımı, ona asla ulaşamayacağımı fısıldadığını duyuyorum. Sonra ister istemez soruyorum kendime: Fısıldayan bu ses doğru söylüyor olabilir mi? 

Doğru olsa bile artık geriye dönüş olmadığını bildiğimden içimi bir belirsizlik ve isteksizlik kaplıyor. Pembe kalemlerle çizdiğim hayallerimi hiç çizmemişim gibi yırtıp atmak, amaçsız bir birey olarak yaşayıp, yok olup gitmek istiyorum. Ama bu şekilde yaşarsam acı çekeceğimi biliyorum.

Bütün kapıların suratıma kapandığını hissediyorum.

Midem bulanıyor.

Kaçıp gitmek istiyorum.

İşte o anlarda bazen içimdeki başka bir ses (bu ses genelde hayali arkadaşım Mizuki'yle beden buluyor) tüm patavassızlığıyla belirip diğer sesin tam bir göt lalesi olduğunu ve onu dinlememem gerektiğini söylüyor. Ona göre ben hırslı ve çalışkan biriyim ve hayallerimi kesinlikle ve kesinlikle gerçekleştireceğim. "Bak bana? Gerçek sandığım kabustan uyanıp uzaklara kaçtım. Sen de yapabilirsin! Çünkü sen bensin. Ben senin içindeki sesim."

Haah. Bazen kafam öyle karışıyor ki kime inanmam gerektiğini bilmiyorum. Umutsuzluğa ve belirsizliğe düştüğüm bu zamanlardan tiksiniyorum. Ve bana yol gösteren ışığın benden çok ama çok uzaklarda olduğunu bilmek bu umutsuzluğa tuz biber oluyor. 

...

Sanırım ciddi anlamda yardıma ihtiyacım var. Yoksa içim çürüyecek ve dudak kasları oynayamaz hale gelmiş suratsız ve sevimsiz bir ihtiyara dönüşeceğim bu yaşta.

Sevgilerimle.

4 yorum:


  1. Belki biraz nevarlan tadında olacak satırlarım, hatta senin şu yazında barınanlara nazaran gerçeklikten kopuk gibi görünecek, lâkin kaleme alırken samimi yazdığımı bil istedim. Hep söylüyorum gibi bu tarz bir şeyi yâda ben öyle hissediyorum, ama ne ara desem sanki Grimm masallarından birini anlatıyormuş gibi karşımdaki hissedecek diye korktuğumdan diyorum. Sen sen ol, sakın pembe kalemle yazdığın düşlerinin üzerine siyah mürekkep bocalama Shuu. Bunu bir nutuk olarak görme, hayatta nutuk verecek son kişi benim. Dahası bu konuda rezilimdir. İçindeki Mizuki tarafın, haklı, sen bunu yapabilecek birisin, senin yazılarını okuduğumda yarınını unutmayan, azimli, idealleri ve hayalleri için bir adım atmaya çalışan güçlü birisi olarak görüyorum. Ve az evvel şu yazını okumadan önce eski izlediğim dizilerden birisi olan Twilight Zone'un bölümlerinden açık seyrettim; imkânsız gibi görünen düşlerin gerçekliğinden bahsedip şöyle bir söz geçiyordu: 'Gerçekleşen dileklere' diye.

    Bazen kendini aşikâr etmese de o sevimsiz ses daima vardır, kimi anlar bir köşeden fısıldar. Şahsen, öyle olduğu an içindeki sese kapa çeneni haset şey deyip senin deneyimlinle pembe kalemle çizdiklerime bakarım, zira bu beni mutlu eder. Yâda; ciddiyetsiz gibi görünecek olsam da çok ciddiyim, harbiden evde ki death note mangamın içine o an canımı sıkan nedenleri yazarım ki, deşarj olurum. Ha aklımın bir ucunda tekrar bir gün ağ öreceği günü kovalayan örümcekmişçesine saklanır o düşüncelerim yahut ben saklandığını hissederim. Bilirim ki, bir gün yeniden karşıma belirecek, belki aynı neticelerle değil, bu defa farklı sonuçlarla ama yine orada olacak. Ama onu o an kovmanın mutluluğu sarmalar beni. Um… İşe yaramayacak ama eğer ki o ses tekrar ortaya çıkarda saçma kelamlarına devam ederse, sen diyemesen bile (ki diyeceğine inanıyorum) susmasını söyleyip, memnuniyetle death note'una not alacak birileri buralarda var. :3

    Eğer içini huzursuz eden bir his olursa çığlık atmak güzeldir, kalemle satırlara buluşturmakta olsa...

    https://youtu.be/r4QgLmx6B4s?t=1m45s

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çığlık atmaktansa ne kadar sesim vasat olursa olsun şarkı söylemeyi seçiyorum ben genelde. Eğlenceli oluyor~
      Bir ölüm defterim olsaydı defter şimdiye bitmiş olurdu belki de... Heheh
      Ne olursa olsun yanımda olduğun için teşekkür ederim Riv. Uzun zamandır konuşmuyorduk ne iyi oldu seni buralarda görmek. Hem... sen nerelerdeydin bakayım?

      Sil
  2. ya bu arada söylemeden geçemeyeceğim tasarımın ne kadar güzel öyle!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zuri'nin cici mi cici tasarımıdır. İstek tasarımlar yapıyor dilerseniz kendisine buradan ulaşabilrsiniz: http://asyaguncesi.blogspot.com.tr/

      Sil

Tasarım: Zuri