2017/10/04

Bir Şaka (Kısa Hikaye) Bölüm 2

"Sen benim gibi biri için fazlasın Kenta. Benim gibi basit insanlar kendilerine benzer kişilere aşık olur."

Sancılı bir uykunun ardından zorlukla uyanabilen ihtiyarın gözleri açılır açılmaz duvardaki saate odaklanmıştı. Tik takları odanın içinde yankı yapan saatin akrebi öğleni gösteriyordu.
"Dükkan açmak için geç bir saat."
Telefonunda biriken arama kayıtlarını ve mesajları gördüğünde mutfakta kendine çay hazırlamaktaydı. Çaysız gün başlamazdı. Bu gençlik günlerinden beri değişmez bir kuraldı. Gelen mesajlara karşılık vermekle uğraşmak yerine (Hem zaman kaybıydı hem de bu yeni nesil araçlarla arası pek iyi değildi.) mesajların sahibi olan çırağını aradı. Daha ilk çalmada telefon açılmış, karşıdaki ses panik ve tedirginlikle titreyerek konuşmaya başlamıştı.
"A-alo? Alo? Sensei?"
"Wataru-kun? Merhaba. Beni aramışsı-"
Karşıdaki ses Kenta'nın konuşmasını bitirmesine fırsat bırakmadan konuşmaya devam etti.
"Bana çok kızgın olduğunuzun farkındayım! Dükkana geç gelir yahut önceden mazeret bildirmezsem önlüğümü dükkana bırakıp gözünüze gözükmememi söylemiştiniz! Ama gerçekten arama fırsatını bulabilseydim sizi haberdar edecektim! Geri arayıp bir şans daha verdiğiniz için çok teşekkür ederim!"
Wataru'nun telefonun öbür ucunda yerlere kadar eğildiğini görür gibi olmuştu Kenta. Çayını yudumlarken cevap verdi.
"Neymiş bu mazeretin bakalım?" derken sesi kendinden emin ve bir bakıma kızmış gibi geliyordu kulağa sanki öğlene kadar uyuklayan sorumsuz usta kendisi değilmiş gibi.
"E-eşim efendim. Dün gece doğum yaptı."
Kenta'nın gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Aileye küçük bir baş belası geldi. Tebrikler Wataru." İçindeki ses bir kez daha patavatsızlığını ortaya koyuyordu.
"Öyle mi? Tebrik ederim."
Wataru konuşmanın geri kalanında bugün dükkana gelemeyeceğini her cümlesinin başında özür ifadeleriyle bildirip görüşmeyi bitirmişti. Dükkan açacak bir çırak olmadığından ustanın daha fazla uyuşukluk yapmak gibi bir ayrıcalığı olamazdı elbette. Çayını içip hazırlandı ve vakit kaybetmeden dükkanının yolunu tuttu.

Dükkanın ahşap kapıları minik tıkırtılar çıkararak açıldı. Şimdi dükkan sahibinin geç de olsa her zamanki ritüeli uygulama vaktiydi. Kendini bildi bileli bu atölyesiyle birbirine bağlı bulunan seramik eşya dükkanında çalıştığından, kapıları açıp üzerinden temizlik yapmak ve komşu dükkanların sahipleriyle havadan sudan konuşmak gibi şeylere çoktan beri alışmıştı. Geleneksel seramik boyamacılığı babasından Kenta'ya kalmış tek cevherdi. Ölmeden önceki son saatlerini bile bu atölyede, üzerinde lekeli bir önlük ve elinde fırçayla geçiren ihtiyar adam zanaatinin ne kadar çok devam etmesini istemiş olsa da Kenta'yı hiçbir zaman kendi işini yapması için zorlamamıştı. Ama Kenta, çok sevdiği babasından kalan anıların yerleştiği bu dükkanı öylece tek edememişti.

"Bu aptallık!"
Tsukiko'nun bir martıyı andıran ince sesi kulaklarında yankılandı çalışma önlüğünü üzerine giyerken. Dün yarım bıraktığı işine devam etmek için hemen atölyeye geçmişti. Zaten bu saatte pek gelen gidenin olacağını da zannetmiyordu.
"Neden yazmak gibi harika bir yeteneğin varken bunu baba mesleğinin ardına saklıyorsun?"
Yazar olmak genç bir delikanlıyken Kenta'nın tek hayaliydi ve Tsukiko'nun da sık sık onu desteklediği olurdu. Ama babasının ölümünden kendini koparamayınca bu hayalinden vazgeçmişti.
"Belki de Tsukiko haklıydı." diye düşündüğü oluyordu. Ama bu yine de onun kendisine yaptıkları için bir mazeret olamazdı.

Düşüncelere dalmış halde safir rengi boyaya bulanmış ince fırçasını dikkatle ve incelikle seramik kasenin üzerinde gezdirirken dükkanın kapı zillerinin çaldığını işitti.
Ah. Beklenmedik müşteri.
Fırçasını ve kasesini yavaşça bırakıp dükkana açılan ara kapıya koştu. Gelen müşteri, daha doğrusu bir misafirdi, Kenta'nın kapının eşiğine çakılıp kalmasına ve kısa süreliğine düşünce yetisini kaybetmesine sebep olmuştu.
Siyah düz saçları omuzlarına dökülen bir bayandı karşısındaki. Minik dudaklarıyla belli belirsiz gülümsüyor, cam gibi ışıldayan gözleriyle Kenta'yı süzüyordu.
"Affedersiniz. Seramik boyacısı Kenta Bey siz misiniz?"
Kenta'nın midesi arıların durmaksızın girip çıktığı bir kovandı sanki. Hızlanan kalp atışlarına engel olamıyordu. Benzerlik kaçınılmazdı. Bu genç bayan Tsukiko'nun bir kopyasıydı.
Tereddütle kafasını sallarken genç bayan sekerek ona yaklaştı ve ansızın kollarını adamın etrafına dolayıp onu sıcak bir kucaklamanın içine hapsetti.
Kenta hareket edemiyor, düşünemiyordu. Etrafını saran çiçek kokusu anılarını da beraberinde getirmiş, hüzünle karışık bir uyuşukluğun pençesine düşmüştü. İnce, martıyı andıran hayaletin sesi bir kez daha bilinçaltında yankılandı.

"Sürprizlere açık ol Ken-kun! Kim bilir, belki hayatının mucizesiyle karşılaşırsın." 

(devam edecek)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tasarım: Zuri